ızgara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ızgara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2010 Salı

Izgara Biftekli Sandviç




Özellikle ızgarada dana etiyle aram hoş değildir, yağsız olduğundan yavan gelir bana. Sulu yemeklerde de öyle; kuzu eti tercihimdir. Ancak kuzu eti de yağlı oluşuyla çocukların tüketiminde sorun oluyor, yemeğin içinde seçtikleri zaman sinirlerim hopluyor. Bence dana eti en çok haşlama ve kavurmaya yakışıyor olsa da çocuklara et yedirebilmek için biftek ve bonfile kullanmam gerekiyor sıklıkla. Bu da işimi kolaylaştıran bir başka et yemeği:

Malzemeler:

Dana biftek

Yoğurt

Mayonez

Marine Etmek İçin:

Süt
Birkaç damla limon suyu
Sıvıyağ

Tuz, karabiber

Toz kırmızıbiber

Kekik

Domates rendesi

Domates salçası


Biftekleri mümkünse bir gece önceden marine edin. Buzdolabında bekleyen biftekleri ertesi gün ızgarada bir güzel önlü arkalı, çatal batırmadan pişirin. Izgarada kızarttığınız ekmeklerin üzerine mayonezli yoğurt sürüp üzerine biftekleri yerleştirin. Izgara domates ve soğanla birlikte servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun.


Dipten Not: Annemlerde badana boya içindeyim. Duvara sıva çekmeyi bile öğreniyorum. Kullandığım bilgisayarın tuşlarının yabancılığı yetmezmiş gibi, yüksek güvenlik duvarları yüzünden komşularımın sayfaları da açılır açılmaz kapanıyor çoğunlukla. Bunca iş güç arasında yorumlara elimden geldiğince yetişmeye çalışacağım. Sevgiyle kalın.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Ciğer Seven Çocuklar

-Nerelisin oğlum?

-Adanalıyıkım.

Adana'da erkekler -çoğunlukla- sabahın kör vaktinde, işe gitmeden önce kahvaltı niyetine ciğerciye giderler. Yanlarında çocukları, sevdikleri olmadan nasıl zevk alırlar bundan, anlamam. Sevgilim bizim için yapar evde. Kaç çocuğa hafta sonu ciğer yiyelim dediğinizde olleeeyyy çığlıkları duyabilirsiniz bilmem. Ben iki tanesini tanıyorum ama.

Gün henüz ağarmadan küçük ciğerci dükkanları hazırlıklarını tamamlamışlardır.
Avcarlanmış, -soslanmış yani- ciğerler ince şişlere iki ciğer, bir kuyruk hesabı ile dizilmiştir tek tek. Artık dükkanın işine, müşterisine göre onlarca şiş. Yanında verilecek soğan salata ve acılı ezme de hazırdır. Dükkan lezzetten taviz vermiyorsa ezme için domateslere, soğanlara ince zırh çekilmiştir. Yoksa robot yüzü görmüş ezmenin tadı olur mu hiç? Sulanmış, kötü kokulu bir domates püresidir ortaya çıkan karışım. Zira eşim iş için Mersin'e gittiğinde sabah vakti uğradığı ciğercide:

- Benim hanım ezmeyi senden daha güzel yapar.
dediği ustanın şaşkınlığını anlatır zaman zaman. Olmaz ezme özen ister, sabır ister. Bugün ezme tarifi yok , başka zamana.

Kendimi överken konudan sapmayayım. Dükkanı anlatıyordum. Bol köpüklü ayranlar sürahilere paylaştırılmış, küçük tahta masalara yerleştirilmiştir. Yine her masada mutlaka kimyon!

Ocak yakılmış, kömürler köze dönüşmek üzeredir. Çayın kokusu sabahın soğuğunu alır gider.


Birer birer gelen müşteriler, yerleşirler tahta masaların başına. Bitirdikçe yenisi gelir, sıcak sıcak. Lavaşların arasına sıyrılır şişlerdeki ciğerler, üzerine kimyon serpilir bolca, yanına boylu boyunca bol naneli soğan salata, dürümler sarılır. Eşliğinde ezme, ayran, offf, oofff! İştahı yerinde birisi on beş yirmi şiş yer rahatlıkla. Peşinden sıcak çaylar yudumlanır, işin yolu tutulur.

Öğlen servisi de bitince bulaşık, temizlik vaktidir. Yüzlerce şiş tek tek zımparalanır, yıkanır. Ertesi günün malzemeleri hazırlanır. Doğranan ciğerlerin ve kuyrukların üzerlerine sıvıyağ, tuz, toz kırmızıbiber eklenip, şişlere dizilir, kaldırılırlar dolaba. Ertesi günü yine aynıdır küçük dükkanın. Şaşırmayın, yolunuz düşerse deneyin. Sabahın altısında ciğer, yenir!

Kara Rağmen Karla Birlikte




Tam bahar geliyor derken, güneşle uyanıp, aydınlığı taa içimize çekerken, akşama karla karşılaşıyoruz. O da şaşkın, ne yapsın bilmiyor. Yağsam mı yağmasam mı? Onbeş-yirmi dakika yağıyor. İçin ışıyor;

- Yağacak, yağacak, tutar bu kar!

Sonra duruyor, yine sevindiriyor, yine kayboluyor.

Şaşkın karın güzelliğine kapılıp, saatin akşam olmasına aldırmıyoruz, Ankara Caddeleri'nde başbaşayız kızımla. Küçüğüm. Bir yandan dökülen, bir yandan yenileri gelen dişleriyle gülümsüyor bana. Ama size göstermiyor canımın içi. Ne güzel onunla vakit geçirmek, kız kıza.



Dönüş mü? Adanalı bir de eşiniz varsa akşama kara soğuğa aldırmaz yakar mangalı böyle. Mangalı da pek kıymetlidir. Gidip tarif edilerek, başında bekleyerek, ustasına, çelikten yaptırılmıştır.







Fotoğrafları pek beğenmesem de yayınlıyorum. Sonuçta görücüye çıksın diye değil evde yenmek için yapılmış yemekler. Olduğu gibi, masada çekilivermiş, bir yandan yemeğe başlanmış, iki arada bir derede, çabucak işte. Bu sefer mangala düşenler tavuk kanatları, biraz da tavuk pirzola idi. Marine için:


  • Sarımsak

  • Domates salçası

  • Domates rendesi

  • Tuz

  • Karabiber

  • Kimyon

  • Kekik

  • Toz kırmızı biber

  • Sıvıyağ


Bu malzemelerle harmanlanan, temizlenmiş tavuk kanatları geniş kenarlı kebap şişlerine , tavuk pirzolalar da ızgaraya dizilir. Güzelce önlü arkalı közde pişirilir.



Yanında en iyi közde pişmiş domates ve biberler, bir de soğan salata gider. Tavuklar yanmış gibi dursa da aldanmayın, yanmamıştı, sebep sadece makina.





Soğan salata nasıl yapılır derseniz: közde kokuları sizi sarhoş edip, açlığınızı azdırana kadar pişen soğanların dış kabukları ayıklanır. Sonra elle bütün katları açılıp, üzerlerine sıvıyağ, çokça sumak, tuz ve bir iki damla limon konup yedirilir. Evimize misafir olup da yiyenlerin sesini soluğunu kesen bir lezzet.


Izgara Çupra




Çiftlik değil deniz çuprası olursa, hele de mangaldaki közde usul usul ama kurumadan, yanmadan pişmişse, çatalı dokundurduğunuzda bembeyaz eti sulu ve buharı üstünde tabağa ayrılıvermişse, salata ve ailenizin sıcak sohbeti de eşlik ediyorsa çupranın tadına doyum olmaz. Benim için çupra illa ki ızgara olacak. En çok bu halini seviyorum.
Pulları ve içi iyice emizlenen, yıkanan çupra hafifçe yağlanıp, ızgaraya dizilir, közle buluşturulur. Sonrasında bütün gece damağınızda kalacak bir lezzete kavuşursunuz. Tabağa boylu boyunca uzanmış çuprayı, salatayı, aynı tadı hâyâl etmeye çalışırım sonraki günlerde. Ama nafile bir sonraki çupra keyfi beklenmelidir. Peki ya siz? Siz nasıl seversiniz çuprayı pardon çipurayı?