çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2010 Salı

Hep Şikayet, Hep Şikayet


Süleyman Efendi dünyada hiçbir şeyden çekmemişse nasırdan çektiği kadar, şu tam gün okul uygulamasından çektiğim kadar başka hiçbir şeyden çekmedim ben de. Günümün üç yerinden bölünmesinden, başladığım hiçbir işi bitirememekten, okul yolunda gide gele yorulmaktan, geç yatıp erken uyanmaktan, her sabah saat sesiyle uyanmaktan, saati susturup tekrar uyumaktan, her zaman uykusuz ve bitkin dolaşmaktan, koşturmacanın ancak akşamın sonlarına doğru bitmesinden, sırtımdan eksik olmayan keskin ağrıdan, öksürükten, bal zencefil karışımı yemekten, pekmezini içtin mi sorusundan, meyve ye uyarılarından şikayetçiyim.

Şikayetlerim dizi dizi sıralanıyor, ben her gün çorba pişirmeyi ihmal etmiyorum. Çorbalar bazen uyduruk oluyor, bazen televizyonda gördüğüm bir çorbayı aklıma takıyor, akşama pişiriyorum, doyurucu olsun da yemekte kolaya kaçabileyim diye etli, bakliyat zengini çorbalar yapıyorum. Ankara soğuyor, ben çorba yapıyorum.


Yeşil mercimeği düdüklüde üzerini dört parmak kadar geçecek suyla yarım saat pişiriyorum. Başka bir tencerede soğanları kavuruyor, salçasını ekleyip, suyunu katıyorum. Her daim dondurucuda bulunan tavuk suyundan bir topak ekleyip kaynamasını bekliyorum. Kaynayınca yazdan hazır erişteleri ve mercimekleri katıyor, orta ateşte bırakıyorum. Tuzunu karabiberini ayarlıyor, kaynadıkça koyulaşan kıvamını bulan çorbama indirmeye yakın kuru nane katıyorum. Erişteler tamamen yumuşayıp piştiğinde çorbam da hazır oluyor. Sonrası, sıcak sıcak kaşıklamak. Ha bu çorbaya kimyon da katılabilir, ama ben pek hoşlanmıyorum o zaman. Dileyen ekleyebilir.

Afiyetle kalın.

Mola



Betonların arasına sıkışmış küçük komşu bahçede uyukluyor miskin kediler. Bolca yemek yapıyor, boyaların arasına dalıyorum bazen. Renklerle oynuyoruz sonra, her bir adımda işler yumağının küçülüşüne seviniyoruz. Arada komşular uğruyor; soframıza katık getiren de var, çay getiren de. Yardıma ihtiyacımız olup olmadığını soran, hatta spatulayı kapıp işe girişen. Fırsat bulduğumda attığım birkaç tık sonrası , sanaldaki komşularımın kolay gelsin dilekleriyle gülümsüyor yüzüm.

Sıcak ve boya kokusu iştahları kesiyor. Yalnızca karpuz ve yoğurtlu hafif yemeklere pas veriyoruz. Akşamdan ıslatılmış kurufasülye, nohut ve aşurelik buğdayı düdüklüde bir güzel pişirdikten sonra, süzme yoğurt ve ev yoğurdu karışımıyla elde edilmiş ayranın içine katıyorum. Tuzla tatlandırıyor, nane ile ferahlatıyorum ayranlı çorbamızı, soğuk, hem de buz gibi olduğunda kaşıklıyoruz.

Sonra, yorgun avuçlarım ısınıyor Turuncu bir şiirde, Mercedes Sosa aydınlatıyor akşamı.

Ve saklıyoruz küçük Melisimizin sözlerini :


-Ben yarın hasta olacağım baba, sen işe gitme!

Çıkınımda Getirdiklerim




Bayramda yakaladığımız birkaç günü fırsat bilip kendimizi Kızılcahamam'a attık. Soğuğa, akan burunlarımıza, Ayşesu'nun şiş bademciklerine, domuz gribine aldırmadan hem de. Hatta bir günümüzü de köyde geçirdik. Artık yalnızca üç beş hanenin yaşadığı köyümüzde, çocukluğumun oyun yeri artık taş yıkıntısından ibaret samanlıkların dibinde, harman yerinde oyunlar oynadı çocuklar, kan ter içinde.

Onlar terlerken, ben de hamurla oynaştım, odun ateşinin başında. Kafamı kaldırdığımda baba kız iki torba dolusu ayva ile karşımdaydılar. Ayvalar paylaşıldı, bana kalan beş altı kiloyla ne yapsam diye düşünmeye başladım hemen. Ayvalar orta yerde iken, yengemin eskiden çokça yaptğı reçeller geldi akıllara.

-Kabuklarını soy, rendele, bir gün şekere yatır, sonra da kaynat. Bir iki karanfil at unutmadan.
-Azıcık çekirdeğinden atayım mı?
-At at! Renk verir.



Ayvalarla ilk iş komposto yaptım, ferah ferah içiyoruz yemeklerin yanında, Ayşecik'in beslenme çantasına giriyor sabahları. Reçel mi? Paşa gönlüm bilir.

Yola çıkarken alınacaklar vardı aklımızda. Listenin başında tereyağı geliyordu. Her zaman alışveriş yaptığımız hanıma telefonla ulaştığımızda, ineklerinin yavrulayacağını, bu yüzden, hiç tereyağının olmadığını, ancak Şubat'ta olabileceğini söyledi. O zaman mandıraların yolu göründü bize de. Yazın on beş liradan aşağıya bulamadığımız tereyağını, kilosu onbir lira elli kuruştan alınca sevindik haliyle. Biraz süt bulabildik, dönüş akşamı, oğlan sütlü çorba diye tutturunca, birazını çorbaya kattım, birazını da yoğurt yaptım. Sütlü çorba için pirinci az suyla haşladım, süt ekleyip, biraz da un özeyip kaynamaya bıraktım. Tuzunu da ayarladınız mı, iş tamamdır, üzerine azıcık karabiber serpebilirsiniz. Alışkın olmayanların yadırgayacağı, ama bizim oraların insanının çok sevdiği bir çorbadır; sıcak da içilir, soğuk da.


Bir başka isteğim de köy unu bulmaktı. Uzun zamandır kafamı kurcalayan ekşi maya denemeleri için gerekliydi. Arman Kırım gibi ben de mumyaları çatlatacaktım. Lakin, tarlasını eken biçen yoktu köyde. Bir akıl verdi dayım:

-Falanca köyde değirmen var, orada bulursun un.

Dönüş akşama kalınca, mumya çatlatma hayallerim ertelenmiş oldu sözün kısası.

Çorba Denemelerim Ve Misket Çorbası






Çorba yaparken kendimi kaybediyorum, size de oluyor mu bilmem. Uyduruk çorbalarım pek çoktur, bi daha aynısını yapamadığım. Soğan, patates, havuç, şehriye, elime ne gelirse, mutlaka tavuk ya da et suyu. Bu çorba da Adana'nın ekşili çorbası ile, bizim oraların bıdı sının karışımı bir şey, tıpkı ailemiz gibi. Her iki çorbayı da yapınca yayınlarız elbet. Çorbaya kızım misket çorbası diyor, biz de böyle analım.
Bir de sabırsızım ki, azıcık fırsat ver, yemek kendine gelsin, kıvamı otursun. İşte böyle sulu görünür çorba ateşten alıp hemen çekersen. Beş- on dakika beklesen ne olur sanki?
Misket Çorbası:
Malzemeler:
  • Haşlanmış nohut
  • Kıyma
  • Yumurta
  • İnce bulgur
  • Tuz, karabiber, nane
  • Salça
  • Kurusoğan
  • Un

Nasıl Yapmalı?

İnce bulgur sadece tamamı ıslanacak kadar soğuk suyla ıslanır, bir kenarda on dakika kadar bekletilir. Sonra, kıyma, bir yumurta, tuz, karabiber, nane ve un katarak köfte harcı yoğurulur. Elinize yapışabilir, sorun yok, çok cıvık olmasın yeter. Daha sonra bir tepsiye un serpilir, unladığımız elimizle minik minik yuvarlanan köfteler, bu tepsiye atılır. Tepsi zaman zaman sallanarak bütün köftelerin una bulanması sağlanır. Köftedeki bu un hem yapışmamasını sağlayacak, hem de çorbaya istenilen koyuluğu verecek.

Köfteler beklerken, sıvıyağda çok ince doğranmış kurusoğanlar kavrulur, salça da kavrulur, sıcak suyu verilir. Su kaynadığında köfteler usulca içine bırakılır. Ben her zaman hazırda et suyu bulundurduğumdan bir bardak da et suyu katarım. Et suyu yoksa ya da istemezseniz siz katmayabilirsiniz. Köftelerin pişmesine yakın haşlanmış nohutlar ve nane eklenir, tuzu ayarlanır. Şu soğuk kış günlerinde, bolca limon sıkılarak sıcak sıcak içilir.

Tarhana Çorbası





Refik Halid Karay, '' Üç Nesil Üç Hayat '' adlı kitabının ''Karakışta Öz Türk Yemekleri'' bölümünde tarhana ile ilgili şunları söyler:



... Derken bir sabah gözümüzü açardık ki damlar bembeyaz, bacalar duman püskürüyor, kar lâpâ lâpâ yağıyor. İçimizde biberli baharlı bir sıcağa, midemizde ise yükte hafif, kaloride ağır bir yemeğe kuvvetle istek var. İşte o zaman böyle derdik:


- Bir tarhana çorbası içsek!


“Tarhana çorbasına ufalanmış tulum peyniri ve tavada nar gibi kızartılmış zar biçimi ekmek parçaları karıştırmak âdettir. İçmesine doyum olmaz; mideye indiği zaman bütün vücuda yumuşak, okşayıcı ve canlandırıcı bir sıcaklık yayar. O kadar ki, sofradan başımızı pencereye çevirip kar tipisine sünepe sünepe, içiniz katıla katıla değil, meydan okurcasına bakmaya başlarsınız; kendinizi tam mânasiyle tok, besili ve hayat güreşine hazırlanmış bulursunuz!”





Çocukluğumda yaza denk gelen Ramazanlarda bile sofranın baştacıydı tarhana. Boş mideleri ısıtan, yemeğe hazırlayan. Kültürümüzde önemli bir yeri olan tarhana günün her öğününde yenilebilir. Yaz sıcağında güneşte kurutulmuş, vitamin deposu sebzeler ve yoğurdun, kış soğuğuna yoldaşlığı. Yaz geldiğinde evde hazırlanışını ayrıntılarıyla anlatırız muhakkak. Benim yaptığım Uşak tarhanasının acısız olanı. Uşaklılar böyle toz halinde yapıyorlar ve çok da acılı oluyor. Biz çocuklar daha rahat içebilsin diye acı katmıyoruz. Kimbilir belki Uşak'a gider de orada hazırlanışını çekerim yaza. Elimde iri taneli, topak topak olan Maraş tarhanası da var ancak; pişirmeyi bilmiyorum ne yazık ki. Neyse öğrenir onu da pişiririz elbet.


Bu tarhananın pişirilmesine gelince:


Tencereye koyduğum azıcık sıvıyağa bir domates rendesi ve salçayı ekleyip azıcık kavuruyorum. Sonra bir baş dövülmüş sarımsağı katıp, suyunu, bir miktar da tavuk suyunu ( et veya tavuk suyu oladan çorba yapmak içimden gelmiyor, tadı tuzu olmuyor o zaman) ve tabii tarhanayı katıp, kaynayana kadar karıştırıyorum. Kaynayınca tuz, karabiber ve kurunanesini ayarlayıp beş dakika kadar da kısık ateşte kaynatıyorum. Misler gibi kokan çorba hazır.

TRT'de Mutfak Programı, İzlediniz mi?



Becerikli Tatar hanımlarının ellerinden çıkmış bu çorbayı TRT Avaz'da Mutfak Programı'nda gördüm. Hamur ve etin buluştuğu, zahmetli, zahmeti oranında lezzetli yemeklerle dolu, çok sevdiğim Tatar mutfağına ait tarifler, söz konusu yemeğin toplumsal yaşamdaki önemi, özel gün ve kutlama yemekleri üzerine doyurucu, zevkle izlenilecek program Eskişehir'de çekilmişti. Daha önce tarifini verdiğim çibörek ve bizim mantıyla eşleşebilecek bir başka börekten sonra; adını kaçırdığım, ama aynı gün deneyip çok sevdiğimiz besleyici ve kışa yakışır bu çorba da Narince'de yer alsın istedim. Televizyonlarda yayınlanan yemek programları başlıbaşına bir konu, önümüzdeki günlerde mutlaka konuşalım istiyorum. Bu arada siz, söz konusu programı, bir de yine TRT'nin yeni açılan, henüz adı konmamış turizm ve belgesel kanalını izleyin mutlaka.

Malzemeler:

150 gr. kemiksiz et (tarif kuzu ile yapılmıştı, ama ağır olmasın diye dana eti kullandım ben)
3-4 dal taze soğan
Bir domatesin rendesi
Küçük bir kase yoğurt
Bir yemek kaşığı pirinç
İki tepeleme yemek kaşığı un
Taze nane
Tuz, karabiber

Eti düdüklüde üzerini dört parmak kadar geçecek suyla haşlayın. Dana ise kırk dakikada, kuzu ise otuz dakikada pişer. Başka bir tencerede biraz sıvıyağda, ince doğranmış yeşil soğanları çevirin, hafif sararınca rende domatesi akleyip biraz pişirin. Haşlanmış eti suyu ile birlikte katın, yıkanmış pirinçleri ekleyin. Başka bir tarafta unu ve yoğurdu çırpın, biraz sulandırın. Kaynayan çorbadan kepçe ile az az alıp, yoğurda ekleyin, ısılarını eşitleyin. Sonra yoğurdu azaar azar kaynayan çorbaya katın, kesilmesine fırsat vermemek için sürekli karıştırın bu arada. Altını kısıp biraz daha özleşene kadar kaynatın, mutlaka ince doğranmış taze nane katın, karabiberle tadını arttırın, tuzunu ayarlayın. Özleşen çorbanız içilmeye hazırdır, afiyet olsun.

Yoğurda Dair



Bu aralar yoğurtta ne oyunlar dönüyor bilmiyorum. Tebliğ değiştirilmiş, artık yoğurtlar daha sulu olacakmış, koyulaştırmak için katkı maddeleri kullanılması tehlikesi varmış, mış da mış mış. Sanki başka hiç bir gıdaya katkı maddesi konmuyor, sanki sağımızda solumuzda kanserli insanların sayısı her geçen gün çoğalmıyor. Her iş ahlaklı, insan sağlığına uygun yapılıyor da, bu yüzden insanlar organik organik diye tutturmuş, yamuk yumuk bulduğu her sebzeye meyveye kat kat fazla paralar ödüyorlar.


Güllük güleçlik bir sabah uyandım bugün. Birileri kendi aralarında tartışa dursunlar, ben güzel havanın tadını çıkartmaya, sokak sütüyle yapılmış ev yoğurdumu tüketmeye, cumaları kapıya gelen amcadan süzme yoğurdumu almaya devam edeceğim. Her gün kafama sokmak için çığırıp dursunlar: sokak sütü mikropludur, sakın ha! Uzunca bir süre kandım zaten onlara, probiyotik mucizesini duyar da kendi yoğurdumu kendim yapmaz mıyım? Hıdrellez sabahı çiy damlaları toplamaya çıkmasam da.


Kütahya Tavşanlı'da Yörükler yıl içinde sadece Hıdırellez'de sabah vakti yapraklara düşen çiyi toplayıp süte karıştırıyor ve maya elde ediyorlar. Bu mayanın Hıdırellez'de sadece üç gün tuttuğunu, başka zaman tutmadığını söylüyorlar. Elde edilen maya bütün bir yıl kullanılıyor, mayalarına nazar değmesinden korkuyorlar ve bu yüzden maya değişimi sadece akrabalar arasında yapılıyor. Yapraklardan toplanan bir kaşık çiy, daha önce ısıtılıp ılıtılmış süte karıştırılıyor. Mayalanma yaklaşık on iki saatin sonunda tamamen gerçekleşiyor. Mayalanma sırasında sütün bulunduğu ortamın ılık olması gerekiyor. O nedenle yoğurt çalınan kapların üzeri kalın bir bezle örtülüyor ve evin en sıcak yerine, sobanın yanıbaşına yererleştiriliyor. O gün çalınan yoğurt tutarsa Hıdır'ın o eve uğradığına inanılıyor.


Bunları Atlas Dergisi'nin Haziran 2006 sayısında okumuştum. E bu kadar yoğurttan söz etmişken bir de yoğurtlu tarif vermeli değil mi? Bizim oralarda toga çorbası derler, şehirde yayla çorbası dır. Bildiğiniz, nefis nane kokusu ve kızdırılmış nanesi üzerine döküldüğünde çıkardığı cızzz sesi ile hafızalaramızda yer etmiş yayla çorbası. Yine üşenmedim, sizin için ölçtüm biçtim.




  1. Fotoğrafta gördüğünüz kase dolusu süzme yoğurt

  2. 1 yumurta

  3. Yarım çay bardağı pirinç

  4. Yarım yemek kaşığı un

  5. 1,5 lt su bir bardağı tavuk suyu olursa daha nefis olur

  6. Tuz, nane, sıvıyağ

Nane ve sıvıyağ hariç bütün malzeme tencereye konur, ayran gibi çırpılır. Suluca bir ayran elde etmiş olacaksınız. Daha sonra yoğurdun kesilmemesi için orta ateşte karıştıra karıştıra kaynayana kadar pişirilir. Kaynadıktan sonra pirinçlerin pişmesi için kısık ateşte beş dakika kadar daha kaynatılır. Üzerine kızdırılmış yağda hafifçe çevrilen kuru nane gezdirilir, doya doya içilir. Bu çorba durdukça koyulaşan bir çorbadır, bu yüzden kıvama dikkat, koyulaşırsa biraz sıcak su ekleyebilirsiniz, bir sorun olmaz.

Bıdı



Bugün hemen tarife geçiyoruz, işim var mantı yapacağım. Bizim oralarda bıdı derler, pek çok yörede farklı adlarla biliniyordur. Bir deneyin, teşekkür edeceksiniz.

Kullanacağımız Malzemeler:
İnce bulgur
2 tepeleme yemek kaşığı un
1 yumurta
Tuz, karabiber, nane
Maydonoz
Erik ekşisi
Sarımsak
İnce bulguru sadece ıslatacak kadar, üzerini geçmeyecek kadar sıcak suyla yumuşamaya bırakın. Onbeş yirmi dakika bekledikten sonra un, yumurta, tuz, karabiber, nane ve maydonozu
bulgura katıp yoğurun. İsterseniz kıyma da katabilirsiniz.

Yoğurduğunuz köfte harcından minik parçalar koparıp, unlamış olduğunuz avuçlarınızda yuvarlayın, un serpilmiş tepsiye bırakın.
Arada köfteleri tepsiyi sallayarak yuvarlayın ki birbirine yapışmasınlar. Köfteleme işlemi bitince biraz sıvıyağda ince doğranmış kurusoğanları kavurun, salçayı da ekleyip kavurduktan sonra sıcak su verin. Kaynadığında köfteleri ve iki kaşık kadar erik ekşisini ekleyip, köfteler yumuşayana kadar pişirin. Tuzunu da ayarlayıp, dövülmüş sarımsak ile lezzetini arttırın.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Çocuklarda Yeme İçme Alışkanlıkları Üzerine



Aile, kültürün aktarımında birinci ve en etkili kurumdur. Okuldan, arkadaş gruplarından, kitle iletişim araçlarından çok daha önce içine doğduğu ailesi kültürü edindiği, kişiliğinin şekillendiği yerdir çocuk için. Toplumbilime daha fazla dalmadan çocuğun yeme - içme kültürünü ailede edinmesinin bugünkü konumuz olduğunu söyleyeyim.

Çocuklar ailesinde gözlediği ve yaşadığı sofra kuralları, yemekler ve çeşitleri ne ise onu öğrenirler. Sofrada bir arada olmaya gösterilen özen ve kutsanan bir aradalık pekiştikçe huzurlu ve sağlıklı yetişkinler oluyorlar gelecek yaşantılarında. Evde bir arada yemeğe özen gösterilmesinin o ailenin huzurunun ve mutluluğunun bir işareti olduğunu düşünüyor, bu konuyu da belki başka bir vakit konuşuruz diyorum.

Bir Karadeniz çocuğu hamsiyi nasıl severse, kuru dolma da Antepli çocuğun damağında özel bir yere sahiptir. Bize yenilmesi zor gelen arabaşını Yozgat'taki çocuk severek yiyebilir. Üstelik evde hazırlandığı ve de sunulduğu şekliyle olsun isterler. Bizim çocukların mercimek köftenin yanına yeşil soğan salatası ve ayranı, mantının üzerine sumağı araması gibi.
Bir keresinde oğlanın öğretmeni hem gülerek, hem şaşkınlık içinde anlatmıştı. O gün beslenmesini yememiş; sebepse şuymuş:

-Ben tulum peynirinin yanında çay severim. Sütle yenir mi hiç?

Bir daha da beslenme çantasına tulum peyniri koymadım. Huysuzluk değildi, kapris hiç değildi bu; sevdiği, alıştığı gibi olsun istiyor sadece.

Kıza sorsam akşama ne pişirelim diye, ilk cevabı:

-Kurufasülye pilav!

O kabul görmezse ikinci isteği:

-Karnıyarık!

olur. Kurufasülyenin yanına turşu ve soğan ister. Turp, her türlü yeşillik, özellikle maydonoz saplarını ve tereyi çok sever. Böyle gördü çünkü babasından. Sizin de kendi örneklerinizi bekliyorum.

Vereceğim tarif bizim evde en sevilen haliyle sebzeli ezme mercimek çorba.

Malzemeler:

  • 1 su bardağı mercimek
  • Bir baş kurusoğan
  • Bir küçük patates
  • Bir küçük havuç
  • Bir tepeleme yemek kaşığı domates salçası
  • Sıvıyağ
  • 2 su bardağı tavuk suyu
  • 6 su bardağı su
  • Tuz, karabiber, kuru nane

Hazırlama:

Bu çorbayı düdüklüde pişirmek en iyisi bence. Tencerede pişmesi çok uzun sürer ve kaynadıkça buharlaşan su yüzünden koyacağınız su miktarı artar, bu da çorbanın lezzetini olumsuz etkiler. Sıvıyağda ince yemeklik doğranmış kurusoğanları kavurun, sararınca salçasını katıp, şöyle bir çevirin ve suyunu, tavuk suyunu koyun. İyice yıkanmış mercimekleri, rendelenmiş havucu ve patatesi katıp, tuzunu ekin. Kapağını kapattığınız düdüklü kaynayıp, buharı çıktıktan sonra 30-35 dakika pişirin. Verdiğim su miktarı ortalamadır, mercimeğin cinsine, kalitesine göre değişir çekeceği su miktarı ve pişme süresi. Kapağını açtıktan sonra varsa blendırda çekin, pürüzsüz olana kadar, yoksa eski usül, delikli bir kevgirden tahta kaşığın tersi ile geçirin çorbanızı. Karabiber ve naneyi katıp, tuzunu ayarlayın. Bu oranda istediğiniz kıvamda bir çorba elde edersiniz ancak; oldu ya mercimeğiniz farklı, koyu ise biraz kaynar su katabilirsiniz. Sulu olmuş ise başka bir tencerede biraz un kavurup çorbanızı bu tencereye aktarın ve tekrar kaynatın, sorun çözülecektir. Afiyetler olsun.


Ezo Gelin Çorba




Malzemeler:


  • 1 su bardağı kırmızı mercimek

  • 1 orta boy havuç

  • 1 orta boy soğan
  • 1 orta boy patates
  • 1 adet limon

  • Salça

  • 2 çorba kaşığı pilavlık bulgur

  • Tuz, kurunane

  • Et veya tavuk suyu, su

Hazırlanması:



Kırmızı mercimeği, ayıklayıp yıkayın. Düdüklü tencereye koyduğunuz sıvıyağda önce ince ince doğranmış soğanları, sonra salçayı kavurun. İsterseniz soğanı tüm bırakıp sonra içinden çıkarabilirsiniz ama ben tercih etmem. Rendelenmiş havuç, patates ve limon kabuğunu, mercimeği, suyu ve etsuyunu, tuzunu koyup düdüklüde buharı çıktıktan sonra 20 dakika pişirin. 20 dakika sonra açıp bulguru ekleyin ve tekrar kapağını kapatıp buharı çıktıktan sonra 10 dakika daha pişirin. Mercimek ortalama bu sürede pişer ancak pişmemişse yeniden pişene kadar pişirin. Ben kapağı açınca yine de çok az blendırdan geçiriyorum. Ezogelin çorbası süzme bir çorba değildir, taneli olmalıdır. Ama çocuklar problem yaratmasın diye azıcık vıjjjt lıyorum doğrusu.Üzerine de nane ve karabiber serpip afiyetle içebilirsiniz çorbanızı.

Çorbaya Dair


Tıpkı patlıcan gibi domates de sadece süs için yetiştirilir önceleri. Yine tıpkı patlıcan gibi sebze diye sınıflandırılmış bu güzel meyvenin araştırmalarla faydalı olduğu anlaşılınca yenmeye başlanır. Önceleri sarı bir cinsi bulunduğundan İtalyanlar altın elma derler. Taa ki 1900lerde Amerika'da yemeklerde kullanılmaya başlandığında ise artık sebzelerin kraliçesi olmuş domatesle ilk yapılan tariflerden biri domates çorbasıdır.

Öyle ki; zenginlerin, asillerin içtiği çorba orta sınıf ve yoksul halk için ulaşılmazdı. Burjuvalar çorba içmek için kurallar bile geliştirirler kendilerince. Çorba içmenin ritüellerini, kurallarını anlatan kitaplar yazarlar. Nazikçe, ağzını höpürdetmeden, dökmeden içilmeliydi çorba; kaşığın tutuluş açısı bile hesaplanmıştır.

1929 ekonomik bunalımında işsiz kalmış, aç insanlara aşevlerinde kepçe kepçe çorba dağıtılır. Çünkü ucuzdur, besleyici ve de yapılışı kolaydır. Önemli olan insanları sadece çorba ve ekmekle doyurmaktır. Hal böyle iken reklamcılar rahat bir yiyecek olarak sunarlar baharatlarla hazırlanmış, teneke kutularda piyasaya sunulan çorbaları. Ev kadınları işlerini kolaylaştıran çorbayı çok severler. Güven ve rahatlıkla bütünleştirilen bir kavram olmuştur artık çorba. Besleyicidir, kutudan çıkarıp hazırlanması çok kolaydır, hem de ucuzdur. Soluk tenli, çelimsiz çocukları Campbells reklamlarındaki elma yanaklı, gürbüz çocuklara benzesin ister anneler.

Bugün uyanık girişimciler hayatlarında değişiklik arayan, kendilerine cicili bicili, rahat yaşam, modern yaşam etiketleriyle sunulan ne varsa havada kapan insanlara ne sunacaklarını çok iyi biliyorlar. Hazır yemek satmanın kolaylığını bilen firmalar Avrupa'da, Amerika'da taze çorbayı karton kutularda rahatça satmışlarken bizde yol almaları şükür ki o kadar kolay olmadı. Tarhana çorbamız, yayla çorbamız, işkembe, analı kızlı, mercimek, mahluta, pirtike, şehriye, tutmaç da dahil geleneksel pek çok çorbamızı gerek kuru, gerekse pişmiş sıvı halinde piyasaya sunmuşlarsa da hiçbirinde ev çorbasının lezzetini bulamayız, bulmak gibi bir umudumuz da yoktur zaten. Reklamda elinde tavayla yolda koşturup, eve hazır köfteyle gelen anne sakın kötü örnek olmasın sizlere.

Üstteki domates çorbasını yazın Alan Coxon ' un tarifiyle önce domatesleri kekik, kurusoğan, zeytinyağı, sarımsak ve tuzla fırınlayıp, sonra blendırda çekerek, mutlaka tavuk suyuyla tatlandırıp süzerek hazırlamıştım. Hatta değerli şef Coxon, lira şeklinde kestiği tost ekmeklerinin arasına kaşar peyniri koyup, yumurtaya batırdıktan sonra kızartıp çorbanın üzerine konduruvermişti. Ama ben yumurta kokusunun ve tadının bu çorbada rahatsız edici olacağını düşünmüş, sadece kaşarla yetinmiştim. Tembellik edip , dere tepe gezeyim derken yayınlamayı erteleyip durmuştum. Sonra bir gün Cafe Fernando'da da aynı yapılma şeklini görünce beklemeye karar vermiştim. Yaz bitmiş, narlar olmuşken, domates lezzetini kaybediyorken güzel çorbasıyla veda edelim dedim. Hem Cenk Bey, keçi peynirinde diretsin, ben taze kaşarımdan memnunum.

Paça Çorbası




İyice temizleyip kıl keseciklerini de ayırdığınız paçaları satır yardımıyla iki parçaya bölüp, düdüklüye atın. Paçaların tenceredeki hizasına kadar su koyup, yuzunu atın ve düdüklüde buharı çıktıktan sonra 1 saat pişirin. Açtığınızda tamamen pişmemişse tekrar pişirebilirsiniz. Bir başka küçük teflon tavada yağ kullanmadan kavurduğunuz una önce çorbanın suyundan ekleyin sonra da bunu çorbaya katıp ocağın altını açıp kaynatın. Çorba kıvamını bulunca ekleyeceğiniz sarmısak, sirke ve limonla tadını tuzunu ayarlayıp servis edebilirsiniz.