balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2010 Salı

Çinekop Tava


Sevgili Ferah'ın bu ayki balık konulu etkinliğine gidiyorlar.

Tarif edilecek zor bir tarafı yok. Bizim gibi çinekopu çok severseniz bir hafta ızgarasını, bir hafta tavasını yaparsınız. Yine de:

Malzemeler:

Çinekop
Tuz
Mısır unu
Kızartmak için sıvıyağ

Hazırlama:

Balıkları güzelce temizleyip yıkayın. Suları iyice süzüldüğünde mısır ununa bulayıp, fazlasını silkeleyin. Kızgın sıvıyağa atıp iki taraflarını da güzelce kızartın. Kağıt havlu üzerine çıkarıp, fazla yağını çektirin.
Bu aşamalarda hiç faydam olmadı. Yine yalnızca salatayı yaptım, illaki nar ekşili.

Yarasın, şifa olsun!

Kokular Arasında

Bloglar arasında soru demetçikleri dolaşır sıkça, bana da uğrar. Aslına bakarsanız çok hoşlanmıyorum bu tür oyunlardan, ancak güzel komşularımı kırmak istemiyorum , hatırlanmış olmak da çok değerli. Bu sefer sevgili Esin'den geldi bir oyun. Yalnız konu güzel, sevdiğim kokulardan bahsetmemi istiyor, zevkle tabii.

Koku deyince Ezginin Günlüğü şarkısı geliveriyor aklıma, Bülent Ortaçgil yorumuyla. Kedi gelip muzır yanıma dokunuyor, ten kokusu diyor, yarim benden söz etme sanalda diyor, edepsiz cümlelerim dilimde kalıyor. Öyle ya kokular eşleşmemiş midir, geçmişimizde, bugünümüzde kişilerle, dönemlerle. Geçmiş deyince ilkokul geliyor aklıma. İlkokulda beslenme saati sınıfın kokusu; sıralara serilmiş cicili bicili, oyalı, işlemeli bezlerin üzerine çıkarılır bir bir çantadan anne eli değmiş azıklar. Elma, portakal kokusu sarar sınıfı, haşlanmış yumurta getirdiyse biri, o fena işte. Yerli Malı Haftası'nda sınıfın kokusu geliyor sonra burnuma, baskın olan patlamış mısır kokusu bu kez, yine kış meyveleri ardından geliyor, küçük avuçlarda kuru üzümler, incirler.

Biraz daha ilerle diyorum kendime, gelip durduğum yer bebeklerimin mis kokusu oluyor. Kız bile dokuza girmiş, yıllar olmuş, candan bebe kokusu çekmeyeli içime. Sırf bunun için de çocuk yapamam ki canım, yaş kırka gidiyor, yok buradan da uzaklaş.

Ama babası kızımı güvercin kokulum diye seviyor, kızım güvercin kokuyor.

Dağılma, dağılma!

Hııı, merak ettiğim kokular var bir de, sevgilim portakal çiçeği kokusu der durur yıllardır, hiç denk gelmedi o günlerde güneye inmek. Nar çiçeğini merak ediyorum, bir de kokusunu; bilmem kokusu var mıdır, ama rengini biliyorum, lakin onu da hiç görmemişim.

Bak sızlanıyorsun yine!

Burada sözlerin yemek üzerine, konuya gel.

Öyle ya okuldan geldiğimde kapı açılınca yüzüme vururdu sıcak, mis gibi yemek kokardı evimiz. Şimdinin çocukları eve anahtarla kapıyı açıp giriyor, ne can sıkıcı. Tesellim olur mu benimkilerin okuldan eve döndüğümüzde, anne ne pişirdin deyip aldıkları kokularla tahminler yürütmeleri?

Toparla artık, uzatacaksın!

Sen de habire söyleniyorsun ama. Bir akrabamız vardı, evi kötü kokutuyor diye balık pişirmezdi hiç, oysa kızı Dilek yaşıtımdı, balığı çok severdi. Ne zaman balık pişirsek annem ona yollardı bir tabak. Şimdi Dilek balık yapıyordur evinde herhal.

Hem, hamsiyi kim sevmez, zamanı mı değil mi, kar düşmeden güzelleşir mi güzelleşmez mi birileri tartışa dursun, biz kaç kere yedik hamsiyi bu sezon saymadım. Tavasını ararsanız burada. Tereyağı en çok alabalıkla bir arada düşünülür, ama biz hamsiye de çok yakıştırıyoruz. Izgarayı oda ısısında tereyağı ile bir güzel yağlayın, temizlenmiş hamsileri dizin güzelce. Koyun mangaldaki köze, ne canı var zaten, hemen kızarınca, kurutmadan alın. Çıtır çıtır!


5 Nisan 2010 Pazartesi

Hamsi Tava


Karadeniz kültürünün ve mutfağının demirbaşı hamsi.

Malzemeler:


Hamsi

Mısırunu

Tuz

Kızartmak margarin veya tereyağı




Güzelce yıkayıp temizlediğiniz hamsileri tuzlayın, sonra mısır ununa bulayıp fazlasını silkeleyin. Azıcık ısıttığınız teflon tavanın her yerini tereyağı ya da margarinle yağlayın. Dizdiğiniz hamsileri kısık ateşte tavayı hafifçe sallayarak pişirin. Sonra bir kapak ya da düz bir servis tabağı yardımıyla balıkları ters çevirip diğer yüzünü de pişirin. Yanına da basit bir salata yeter. Afiyet olsun.







Izgara Çupra




Çiftlik değil deniz çuprası olursa, hele de mangaldaki közde usul usul ama kurumadan, yanmadan pişmişse, çatalı dokundurduğunuzda bembeyaz eti sulu ve buharı üstünde tabağa ayrılıvermişse, salata ve ailenizin sıcak sohbeti de eşlik ediyorsa çupranın tadına doyum olmaz. Benim için çupra illa ki ızgara olacak. En çok bu halini seviyorum.
Pulları ve içi iyice emizlenen, yıkanan çupra hafifçe yağlanıp, ızgaraya dizilir, közle buluşturulur. Sonrasında bütün gece damağınızda kalacak bir lezzete kavuşursunuz. Tabağa boylu boyunca uzanmış çuprayı, salatayı, aynı tadı hâyâl etmeye çalışırım sonraki günlerde. Ama nafile bir sonraki çupra keyfi beklenmelidir. Peki ya siz? Siz nasıl seversiniz çuprayı pardon çipurayı?